Bir akşamüstü Kayseri’de: Işık renkleri nasıl oluşur? diye başlayan hikâye
Bazı sorular insanın içine öyle bir düşer ki, cevabı öğrenmekten çok, o sorunun içinde yaşarsın. Benim için “Işık renkleri nasıl oluşur?” sorusu böyle bir şeydi. Bir ders notu gibi başlamadı bende. Bir fizik kitabının kenarında da durmadı. Direkt hayatın içine sızdı.
Kayseri’de yaşıyorum. 25 yaşındayım. Günlük tutarım. Hatta bazen o kadar çok yazarım ki, sanki yazmazsam içimde bir şey eksik kalacak gibi hissederim. O dönemler de öyleydi. İçimde garip bir boşluk vardı. Ne tam üzgündüm ne de mutluydum. Ama ışığa bakınca bile bir şey hissediyordum.
O gün akşamüstüydü. Gökyüzü, Kayseri’nin üstünde ağır ağır renk değiştiriyordu. Sanki biri görünmez bir fırçayla bulutları boyuyordu.
Ve ben… sadece durup bakıyordum.
O gün her şey biraz yavaşlamıştı
Okuldan çıkmıştım. Aslında mezun olalı uzun zaman olmuştu ama “okuldan çıkmak” hissi bende hiç bitmedi. İnsan bazı dönemleri bıraksa bile, ruhu orada takılı kalıyor.
Eve yürürken rüzgâr vardı. Kayseri’nin o tanıdık sert rüzgârı… Yüzüme çarpıyordu ama garip bir şekilde iyi geliyordu. Sanki “düşünmeye devam et” diyordu.
O sırada telefonum çaldı. Açmadım.
Çünkü kafamda tek bir şey vardı:
Işık renkleri nasıl oluşur?
Bunu ilk kez gerçekten merak ediyordum. Yani sınav sorusu gibi değil. Gerçekten içten bir merak. Sanki cevabını bulursam içimde bir şey yerine oturacakmış gibi.
Günlüğümde o gece yazdığım ilk cümle
O gece eve gittiğimde direkt defterimi açtım. Kalem elimdeydi ama yazmakta zorlandım. Çünkü kafamda yazıdan önce bir görüntü vardı.
Şunu yazmışım:
“Bugün gökyüzü bana bir şey anlatmaya çalıştı ama anlamadım.”
Sonra durdum. Bir süre boş sayfaya baktım.
Ve ekledim:
“Işık renkleri nasıl oluşur, bilmiyorum ama sanki bu sorunun cevabı bende saklı.”
O an içimde garip bir şey vardı. Ne umut diyebilirim tam, ne de huzursuzluk. İkisinin karışımı gibi. İnsan bazen tam ortada kalır ya… işte öyleydim.
Işığın içindeki hikâye: Bir sabah yeniden başlayan düşünce
Ertesi gün sabah erken uyandım. Kayseri’de sabah ışığı farklıdır. Sert ama dürüsttür. Saklamaz. Ne varsa yüzüne vurur.
Perdeyi açtım.
O an içimdeki soru geri geldi:
Işık renkleri nasıl oluşur?
Bu sefer daha netti. Sanki gece boyunca büyümüştü.
Kahvemi yaparken düşündüm. “Belki de bu sorunun cevabı dışarıda bir yerde değil, benim gördüğüm şeyin içinde.”
Çünkü ışık sadece ışık değildi artık benim için. Bir duygu gibi olmuştu.
Bir çocukluk anısıyla karışan ışık
O sabah aklıma çocukluğum geldi. Kayseri’de yaz akşamları… Dışarıda oynarken güneşin batışını izlerdim. O zamanlar ışık bana sadece “hava kararıyor” demekti.
Ama şimdi aynı ışığa baktığımda başka bir şey hissediyorum.
Bir eksiklik.
Bir anlam arayışı.
Çocukken ışık sadece vardı. Şimdi ise “nasıl oluşuyor?” diye sorguladığım bir şey.
O yüzden bazen düşünüyorum: büyümek, ışığın rengini değiştirmiyor aslında. Sadece bakışını değiştiriyor.
Işığın içine saklanan kırılma
O gün defterime şunu yazdım:
“Belki de ışık renkleri nasıl oluşur sorusu, benim kırıldığım yerlerden geçiyor.”
Bu cümleyi yazarken fark ettim. İçimde bir hayal kırıklığı vardı.
Çünkü bazı şeyleri anlamak istiyordum ama anlamak, her zaman iyi hissettirmiyordu.
Bazı cevaplar insanı rahatlatmaz. Daha çok açar.
Bir kitap sayfası, bir ışık kırılması ve içimdeki sessizlik
O gün öğleden sonra kütüphaneye gittim. Kayseri’deki o eski kütüphanelerden biri. Sessizliği biraz ağırdır ama rahatsız etmez.
Bir fizik kitabı aldım. Açtım.
Sayfada şunlar yazıyordu: ışık dalga boyları, kırılma, yansıma…
Ama ben o kelimeleri okurken bile başka bir şey düşünüyordum.
“Işık renkleri nasıl oluşur?”
Kitaptaki bilgiler sanki bana bir kapıyı açmıyordu. Sadece kapının varlığını gösteriyordu.
Ve bu beni biraz hayal kırıklığına uğrattı.
Çünkü bazen insan sadece bilgi istemez. Bir his ister. Bir anlam ister.
Kütüphanede yaşadığım küçük kırılma
Yan masada biri gülüyordu. Telefonundan bir şey izliyordu. O kadar normaldi ki bu, beni daha da yalnız hissettirdi.
Kendi kendime düşündüm:
“Ben neden bu kadar derine iniyorum?”
Sonra cevap vermedim.
Çünkü cevap yoktu.
Ama yine de içimde bir umut vardı. Garip bir şekilde.
Sanki ışık, bana kendini hemen göstermiyordu ama saklanmıyordu da.
Akşamüstü dönüş: Işığın gerçekten değiştiği an
Kütüphaneden çıktığımda hava değişmişti. Gün yavaş yavaş akşama dönüyordu.
Ve işte o an…
Gökyüzü.
Kırmızıya çalıyordu.
Turuncu, mor, biraz da solgun mavi.
Durup kaldım.
O an hissettiğim şey çok netti: heyecan.
Çünkü ilk kez, “Işık renkleri nasıl oluşur?” sorusu bana teorik gelmedi.
Gözümün önünde oluyordu.
Gökyüzü bana anlatıyordu.
Sanki güneş, her gün yaptığı şeyi tekrar ediyordu ama ben ilk kez gerçekten görüyordum.
Ve o an içimde bir şey yumuşadı.
O anki düşüncem
“Demek buymuş…”
Ama bu “çözüm buldum” hissi değildi. Daha çok “anladım ama tam değil” hissiydi.
Ve bu bile yeterliydi.
Çünkü bazen insan tam cevabı değil, doğru sorunun içinde kalmayı öğrenir.
Işığın bana öğrettiği şey
O gün şunu yazdım defterime:
“Işık renkleri nasıl oluşur bilmiyordum. Ama bugün gördüm ki, bazı şeyler açıklanmaz. Yaşanır.”
Bu cümleyi yazarken içimde garip bir huzur vardı. İlk kez o hafta boyunca gerçekten nefes aldığımı hissettim.
Gece ve iç ses: Işığın yokluğu bile bir cevap
Gece olduğunda Kayseri sessizleşti. Pencereden baktım. Işık yoktu. Ya da vardı ama başka bir formdaydı.
Ve düşündüm.
Işık renkleri nasıl oluşur?
Gündüz bir soru, gece bir sessizlik olmuştu.
Ama artık korkutucu değildi.
Çünkü anlamaya başlamıştım: ışık sadece dışarıda olan bir şey değil, benim içimde de değişiyordu.
Üzgün olduğumda griydi.
Umutlu olduğumda sarıya yakındı.
Kırıldığımda keskin beyazdı.
Gecenin sonunda kalan his
Defterimi kapatmadan önce son bir cümle yazdım:
“Belki de ışık renkleri nasıl oluşur sorusunun cevabı, benim nasıl hissettiğimdir.”
Ve o an fark ettim.
Ben sadece ışığı anlamaya çalışmıyordum.
Kendimi anlamaya çalışıyordum.
Son değil: sadece biraz daha sakin bir yer
O günden sonra ışığa bakışım değişmedi bir anda. Ama değişmeye başladı.
Artık gökyüzüne baktığımda sadece renk görmüyorum. Bir süreci görüyorum.
Bir dönüşümü.
Bir anlatıyı.
Ve her seferinde içimden aynı soru geçiyor:
Işık renkleri nasıl oluşur?
Ama artık bu soru beni yormuyor.
Beni taşıyor.