Bahamut Nedir? Bir Gece Defterime Düşen O Garip Hikâye
Kayseri’de gece başka oluyor. Özellikle kışın. İnsan bazen camdan dışarı bakınca dünyanın sustuğunu düşünüyor. Kar yağmasa bile sokak lambalarının altında hep bir sessizlik oluyor burada. O sessizlik insanın içine işliyor. İşte ben de o sessiz gecelerden birinde Bahamut diye bir şeyle karşılaştım.
Hayır, gerçekten karşılaşmadım tabii. Keşke karşılaşsaydım gerçi. Çünkü bazı hayaller insanlardan daha dürüst geliyor artık.
O gece elimde çay kupasıyla yatağın kenarına oturmuş, yine saçma sapan şeyler düşünüyordum. Son birkaç aydır hayatım çok garip gidiyordu. Arkadaşlıklar dağılıyor, insanlar bir anda yabancılaşıyor, “iyiyim” diyen herkesin içinde küçük bir kıyamet saklı gibi davranıyordu. Sosyal medyada herkes mutlu, herkes filtreli, herkes mükemmel… ama gece olunca herkesin içine çöken o boşluğu hissedebiliyordum.
Ben de hissediyordum.
Tam o sırada eski defterlerimi karıştırırken yıllar önce yazdığım bir not çıktı karşıma. Sadece tek cümle vardı:
“Bahamut sırtında dünyayı taşıyorsa, benim yükümü kim taşıyor?”
Bir an durdum. Çünkü bunu ne zaman yazdığımı bile hatırlamıyordum.
Bahamut Nedir?
İnternette saatlerce araştırdım o gece. Çünkü bazı kelimeler insanı bırakmıyor. Bahamut da öyleydi.
Mitolojilerde Bahamut devasa bir yaratık olarak geçiyor. Çoğu anlatımda sonsuz büyüklükte bir balık ya da ejderha benzeri kutsal bir varlık. Bazı İslam kozmolojisi yorumlarında dünyanın altında duran devasa bir varlık olarak anlatılıyor. Yani düşünsenize… insanlar günlük hayatın içinde trafikle, maaşla, mesajlara geç dönülmesiyle uğraşırken bir yerde dünyanın ağırlığını taşıdığı söylenen bir varlığın hikâyesi dolaşıyor.
Ve nedense bu fikir beni çok etkiledi.
Çünkü bazen insan da görünmez yükler taşıyor.
İnsanların Görmediği Şeyler
O dönem kimseye anlatmadığım şeyler vardı. Babamla aramız bozulmuştu. Çok büyük bir kavga değildi belki ama bazı cümleler insanın içine çivi gibi saplanıyor.
“Sen çok hayal kuruyorsun.”
Bu cümleyi duyduğumda güldüm önce. Sonra gece eve dönünce saatlerce tavana baktım.
Hayal kurmak neden kötü bir şey gibi söyleniyordu?
Kayseri’de büyüyünce insan biraz erken sertleşiyor galiba. Herkes mantıklı olmanı istiyor. Gerçekçi olmanı. Duygularını az göstermen gerektiğini öğretiyorlar. Ama ben yapamıyorum. Gerçekten yapamıyorum.
Bir şarkı duyunca bile içim parçalanabiliyor bazen.
Bir insanın ses tonu değişince gece uyuyamıyorum.
Ve işte Bahamut fikri tam burada oturdu içime. Çünkü o dev yaratık bana şunu düşündürdü:
Belki güçlü olmak, hiç yorulmamak değildir. Belki güçlü olmak, dünyanın ağırlığını hissedip yine de ayakta kalmaktır.
Erciyes Yolunda Düşündüklerim
Bir hafta sonra Erciyes tarafına çıktım. Hava buz gibiydi. Burnum donuyordu resmen. Ama iyi geldi.
Telefon çekmeyen bir yerde oturup sadece dağı izledim.
İnsan bazen sessizlik arıyor. Gerçek sessizlik. Bildirim sesi olmayan, hikâye paylaşılmayan, kimsenin “naber” yazmadığı bir sessizlik.
Yanımda küçük defterim vardı. Sürekli yazı yazıyorum zaten. Bazen bir kafede, bazen otobüste, bazen gece üçte mutfakta.
O gün şunu yazmışım:
“Belki de herkes biraz Bahamut’tur. Kimseye göstermeden bir şeyler taşır.”
Yemin ederim bunu yazarken gözlerim doldu. Çünkü son zamanlarda herkes çok güçlü görünmeye çalışıyor. Özellikle erkekler. Kimse kırıldığını söylemiyor. Kimse “yoruldum” demiyor.
Ama ben diyorum.
Yoruldum.
Hem de çok.
Bahamut’un En Hüzünlü Tarafı
Bence Bahamut hikâyesinin en hüzünlü kısmı şu: Herkes onun taşıdığı dünyayı konuşuyor ama kimse Bahamut’un nasıl hissettiğini sormuyor.
Bu inanılmaz değil mi?
İnsanlar sonuçları görüyor ama taşıyıcının yorgunluğunu görmüyor.
Tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi.
Mesela anneler. Mesela sessiz arkadaşlar. Mesela sürekli herkesi güldüren insanlar.
En ağır yükleri genelde en az şikâyet edenler taşıyor.
Bunu fark ettiğimden beri çevremdeki insanlara başka gözle bakmaya başladım. Bir arkadaşım sürekli komik videolar atıyordu mesela. Her gün kahkaha emojileri falan… sonra öğrendim ki geceleri panik atak geçiriyormuş.
İnsan gerçekten görünenden ibaret değil.
Bir Gece Gelen Mesaj
Saat gece 02:17’ydi.
Telefonuma uzun zamandır konuşmadığım birinden mesaj geldi.
“Sence insanlar gerçekten değişir mi?”
Hayat bazen film gibi ilerliyor gerçekten.
Mesajı görünce uzun süre cevap vermedim. Çünkü o kişiyi unutmaya çalışmıştım. Bazı insanlar gidince bile tamamen gitmiyor.
İçinde kalıyor.
Sonra cevap yazdım:
“Değişir. Ama bazı yaralar değişmiyor.”
Mesajı gönderdikten sonra tekrar Bahamut’u düşündüm. Çünkü insan ilişkileri de yük gibi aslında. Bazen birinin söylediği tek cümleyi yıllarca taşıyorsun.
Bir bakış.
Bir özür.
Bir terk ediliş.
Hepsi sırtında.
Mitoloji mi, Gerçeklik mi?
Bazıları Bahamut’u sadece eski bir efsane olarak görüyor. Dev bir yaratık işte. Fantastik hikâye.
Ama ben öyle bakmıyorum.
Bence insanlar tarih boyunca korkularını, umutlarını ve yalnızlıklarını böyle sembollerle anlatmış. Çünkü bazen doğrudan konuşmak zor geliyor.
Mesela bugün biri çıkıp “çok kırıldım” diyemiyor ama gece üçte anlamsız reels videoları izliyor.
Bence modern yalnızlık tam olarak bu.
Bahamut da biraz bunun gibi geliyor bana. Görünmeyen yüklerin sembolü.
Sosyal Medya Çağında Bahamut
Şimdi biraz sert konuşacağım.
Sosyal medya insanları yoruyor.
Herkes sürekli bir şey kanıtlamaya çalışıyor. Daha mutlu olduğunu, daha güzel yaşadığını, daha cool olduğunu…
Ama gerçek hayat öyle değil ki.
Gerçek hayat bazen sabah yataktan çıkamamak.
Bazen mutfakta tek başına çay içerken sebepsizce ağlamak.
Bazen eski mesajları okuyup “neden böyle oldu?” diye düşünmek.
İnsanlar filtrelerini paylaşıyor ama ağırlıklarını paylaşmıyor.
İşte o yüzden Bahamut metaforu hâlâ yaşıyor bence.
Çünkü herkes taşıyor.
Ama kimse göstermiyor.
Umut Dediğimiz Şey
Yine de şunu fark ettim son zamanlarda:
İnsan tamamen karanlıkta kalmıyor.
Bir arkadaşın attığı saçma bir ses kaydı bile bazen günü kurtarıyor.
Annenin “eve gelirken ekmek al” demesi bile insana ait hissettiriyor.
Gece yürürken sokak köpeğinin peşine takılması bile yalnızlığı azaltıyor.
Bahamut’un hikâyesinde beni en çok etkileyen şey şu oldu galiba: Dünyayı taşımasına rağmen düzen bozulmuyor. Yani yük ağır olsa bile hayat devam ediyor.
Bu tuhaf şekilde umut verici.
Kendimle Yüzleştiğim O Sabah
Geçen ay gün doğumunu izlemek için erken kalktım. Normalde yapmam böyle şeyler. Ama içimde garip bir sıkışma vardı.
Çatıya çıktım.
Kayseri ayazı insanın suratına tokat gibi çarpıyor gerçekten.
Gökyüzü yavaş yavaş aydınlanırken şunu düşündüm:
Ben hep güçlü görünmeye çalışmışım.
Ama neden?
Neden üzgün olduğumda susuyorum?
Neden özlediğim insanlara yazmıyorum?
Neden “iyiyim” deyip geçiyorum?
Belki de insan biraz dürüst olmalı kendine.
O sabah ilk kez gerçekten ağladım uzun süre sonra.
Ve garip şekilde iyi geldi.
Son Bir Şey
Eğer bir gün kendinizi çok yorgun hissederseniz, herkes sizden bir şey bekliyormuş gibi gelirse, biraz durun.
Nefes alın.
Çünkü belki siz de kendi dünyanızı taşıyorsunuzdur.
Ve bu kolay bir şey değil.
Bahamut nedir diye soranlara artık sadece “mitolojik bir yaratık” demiyorum ben. Çünkü benim için o, insanların görünmeyen yüklerinin adı oldu biraz.
Kırgınlıkların.
Sessizliğin.
Dayanmaya çalışmanın.
Ve yine de sabah uyanıp devam etmenin.
Belki hepimiz biraz Bahamut’uzdur.
Kim bilir.